Adanalı Hanımağa 9

Adanalı Hanımağa 9
Şiddetli bir baş ağrısı ile uyandığımda salondan televizyonun sesi geliyordu. Saat 23:00 olmak üzereydi. Yaklaşık 3 saat uyumuştum. Hanımağa çekyata uzanmış, eski tüplü televizyonda bir diziyi izliyordu. “Kalktın mı aşkım!” dedi gülümseyerek. Kafasının kıyak olduğunu sezdim. “Başım zonkluyor!” dediğimde “Ben de ağrı kesici var, çantamdan al!” dedi ağzını yaya yaya. Ancak alkol sonrası ilaç alıp zehirlenmekten korktuğum için “Yok, su içsem yeter!” dedim. 3 bardak su içtim, içim yanmıştı sanki.

Çekyata oturdum. Ayaklarını dizlerimin üzerine koyup okşamaya başladım. “İyi ki gelmişiz buraya, rahatlamaya ihtiyacım vardı!” dedi. Uykusu gelmiş gibi yan döndü, gözlerini kapadı. Elbisenin altına elimi sokup kalçalarını okşadım uzun uzun. Külot yoktu altında. Tadına baktığım amı televizyondan yansıyan zayıf ışık nedeniyle kararmış gibi görünüyordu.

“Hadi yat istersen, uykun var senin!” dediğimde “Ihhh, biraz burada uzanayım, sonra yatarım!” dedi. Yatağına gitmek istemeyen küçük bir çocuk gibiydi. Onu orada bırakıp balkona çıktım. Denizin olduğu taraf karanlıktı, sahile vuran dalgaların sesi insanı rahatlatıyordu. Balkonlardan kahkahalar, çatal bıçak sesleri bazen de müzik sesi geliyordu.

Sofrayı toplamamıştı Hanımağa. Rakı şişesinin dibinde iki parmak kadar rakı kalmıştı. Benden sonra da en az 2 kadeh rakı içmişti demek ki. Küllükte birkaç sigara izmariti vardı. Sofrayı toplayıp katlanır küçük masayı kaldırdım. Yere bir minder atıp oturdum, bacaklarımı uzattım. Gözlerimi kapayıp dalgaların sesine verdim kendimi. Ara ara sivrisinekler rahatsız etse de gökyüzündeki yıldızlara diktim gözlerimi.

Su içmek baş ağrımı hafifletmiş beni kendime getirmişti bir nebze. Saat gece yarısı olmak üzereyken Hanımağa’nın horlamaları kulağıma gelmeye başladı. Derin bir uykuya dalmıştı. Uyanması için dürttüm bir süre ama uyanmadı. O zaman kucakladım ve kaldırdım, yatak odasında yatağa yatırdım. Ara ara uyanır gibi oldu ama gözlerini hiç açmadı. Üstüne çarşafı örtüp yanına uzandım.

Hayatı zorluklarla, mücadelelerle geçmiş gerçek bir Hanımağa yanımda yatıyordu. Saçlarını okşadım, alnını ve yanağını öptüm. Sarı saçları yastığın üzerine yayılmıştı. İyi kötü uykumu aldığımdan yeniden uykuya dalmam hemen mümkün olmadı. Telefonda internete girdim, video izledim bir saate yakın. Sonra yeniden uykuya daldım…

Sabah dışarıdan gelen seslerle uyandım. Sitedeki küçük çocuklar erkenden kalkmış bahçede koşturuyor, oynuyordu. Hanımağa sırtüstü yatıyordu. Öperek uyandırdım onu. Kendine gelmesi uzun sürdü.

Başını göğsüme koyup sarıldı, yanağımı öptü. “Canım hiç gitmek istemiyor!” dedi uykulu haliyle. “Gitmeyelim, hep burada kalalım o zaman!” dediğimde “Ne iyi olur!” dedi gülerek. Sonra da “Yıkanıp kendime gelmem lazım!” dedi. Kalkmak isterken elini tuttum, “Gitmeden önce yine yapalım mı!” diye sordum. Saçlarını geriye atıp “Çok mu istiyorsun!” dedi. “Çok!” dedim başımı sallayarak.

Cevabımın ardından üzerime çıkıp oturdu ata biner gibi. Üstündeki askılı elbiseyi başından çıkartarak çıplak kaldı. Şişkin memeleri birbirinden ayrıktı yine. Eğildi ve dudaklarımı emmeye başladı. Ellerimi atıp dolgun götünü avuçladım, göt yanaklarını hamur gibi yoğurmaya başladım.

Hanımağa dünkü gibi azgın ve istekliydi yine. Bir alt dudağımı bir üst dudağımı vakumluyordu sürekli. Dilimi ağzının içinde iştahla emiyordu. Göt yanaklarına ufak tokatlar atıp çıkan tok sesi dinliyordum. Göğsüme gelen memelerinin kıpırdanışları hoşuma gidiyordu. Memelerinin şişkin uçları gıdıklıyordu beni.

Uzun sarı saçları yüzümüzü kapatmıştı. Ara ara onları geriye atıyordu ama sonra yine öne gelip yüzümüzü kapatıyordu. Altta yarağım Hanımağa’nın kasıklarının altında kalmıştı. Şort mayonun içinde hareketleri her saniye artıyordu. Bu arada Hanımağa ileri geri yaylanarak yarağımı amında ve kasıklarında hissetmeye onu daha da kaldırmaya çalışıyor gibiydi.

Göt yanaklarını sıkıca kavrayıp açtım iki yana. O an “Immm, çok güzell!” dedi keyifle. “Götümü okşa!” dedi hemen ardından. Dediğini yapıp götünü okşadım uzun uzun, avuçlayıp tokatladım. Aklımsa ortasındaki delikteydi. Fazla uzatmadan sağ orta parmağımı yavaşça deliğin ağzında gezdirmeye başladım. Götten verme konusunda ne hissettiğini bilmediğim için çekinerek davranıyordum. Ancak Hanımağa dudaklarımı dünkü gibi iştahla emmeye kendini o kadar kaptırmıştı ki götünde gezinen parmağımı fark etmemiş gibiydi.

Ben onun dudaklarını emip dilini vakumlamaya başlamışken parmağımı usulca soktum götüne. Göt deliğinin sıkılığını hissettim. Delik bir mengene gibi kapandı birden ve parmağım içinde hapsoldu. Aynı anda Hanımağa doğrulur gibi olup “Ihhh, ne yapıyorsun!” dedi. Ama bunu kendinden geçmiş, zevk alıyormuş gibi söylemişti.

Hemen sonrasında dudaklarımı yeniden emmeye başlarken parmağımı biraz daha ileriye soktum. İlk boğumuna kadar götündeydi şimdi ve deliğin sıkılığı hoşuma gidiyordu. Küçük yaşta tecavüze uğramış, sonrasında fahişelik yapmış bir kadındı Hanımağa. Götünün bakire olduğunu sanmıyordum. Dün sikiş esnasında götü daha önce sikilmiş gibi görünmüştü gözüme ama şimdi sıkılığını hissedince acaba mı diye kendime sormadan edemedim.

Hanımağa keyifle inliyordu artık. Doğruldu ve ellerini göğsüme attı. Üstümdeki tişörtü hızlı bir hareketle çıkarttı başımdan. Ellerini çıplak göğsümde gezdirirken dudaklarını emiyordu, gözleri kapalıydı. Yarağımın üzerinde ileri geri yaylanmaya devam ederken ben de sallanan memelerini sol elimle kavradım. Sağ elim altta, götündeydi yine. Ve bu ona çok zevk veriyordu.

Birden “Elini çek!” dedi arkaya bakarak. Parmağımı çıkardım götünden. Üstümde ayaklarını yatağa koyarak işer gibi çömeldi, ardından şort mayoyu çıkarıp yere attı. Hemen ardından yarağımı tutup kasıklarının arasında sıkıştırdı. Üzerimde o halde git gel yapmaya başladı. Amında değildi yarağım ama Hanımağa bundan büyük keyif alıyordu, ben de öyleydim elbette.

Yarağım kasıklarının arasında hapsolmuştu. Götünün yanakları sürekli taş gibi sertleşip yumuşuyordu. Sağ orta parmağımı o ara yeniden götüne soktum, sol elimle onu kendime eğdim omzuna bastırarak. Parmağımı götünde oynatmaya başladım bu sefer, sabit şekilde tutmuyordum. Hanımağa’nın keyifli inlemeleri daha da arttı bu sayede. Dalgalanan saçları yüzümü yalıyordu ha bire. Sol elimle memelerini yoğuruyordum durmadan.

Sabah mahmurluğunu üstümüzden atmıştık artık. İkimiz de keyifle inliyorduk. Saniyeler birbirini kovalarken Hanımağa kendini öne doğru çekti, parmağımı çıkardım götünden tekrar. Bu kez kalktı ayağa ve ters şekilde üzerime oturdu. Dizlerini yatağa koydu, amı göğsümün üzerindeydi. Amının ayrık dudaklarının arasından akan sümüksü bir sıvı göğsümü ıslatıyordu.

Başını eğdi, kendini biraz daha geriye yani amı çeneme gelecek şekilde kaydırdı. Yarağımı kavradı sağ eliyle ve ağzına aldı. İştahla emmeye, somurmaya başladı hemen ardından. Kafasını tıpkı dudaklarımı emdiği gibi emiyordu. Ben de ellerimi kasıklarının ortasını süsleyen amının dudaklarına attım ve içinden sarkan kırmızı şişkin et parçasını emmeye başladım.

Baharda açan taze çiçekler gibiydi kadınlık kokusu. Buram buram şehvet ve cinsel istek kokuyordu. Et parçasını emdikçe Hanımağa zevke geliyor yarağımı daha iştahlı somuruyordu. Amının dudaklarını sırayla emip ısırıyordum. Orta parmağım çok geçmeden yeniden götüyle buluştu. Yavaşça sokup çıkartmaya başladım. Amını ağzımla götünü parmağımla doldurmuştum. Ağzı da yarağımla dolmuştu, her üç deliği de doluydu Hanımağa’nın.

Başını sertçe kaldırıp indiriyor ve yarağımı boğazının derinlerine kadar alıyordu. Birkaç saniye öyle bekledikten sonra çıkarıyordu ağzından. Bu hareketlerini mütemadiyen yaptıkça katlanan zevkim iniltiler şeklinde odaya yayılıyordu.

Arada taşaklarımı da emiyor, yutmaya çalışıyordu. Kasıklarımı öpüp yalıyordu diliyle. Yapma porselen dişlerini yarağıma geçirdiği de oluyordu ama bunu canımı acıtacak gibi değil zevkimi katlayacak şekilde ustaca yapıyordu. Amının sümüksü sıvısı dudaklarıma geldiğinde çöl kumları gibi sımsıcak olduğunu fark ettim. Amı sabahın bu saatinde alev alev yanıyordu. Yarağım kalkmış, dikilmiş haldeydi artık ve bir an önce içine girmek, onu, kadınlığını hissetmek istiyordum.

“Hadi artık, yeter!” dediğimde doğruldu. Parmağımı çıkardım götünden. Üzerimde çevik bir hareketle döndü ve yarağımı kavrayıp amına hizaladı. Ardından da yavaşça götünü indirerek oturdu. “Ohhhh!” seslerimiz birbirine karışırken Hanımağa yarağım amında olduğu halde üzerimde yaylanmaya başladı.

Belini ve götünü oynatıyordu sürekli. Ellerimi yine götüne attım, bir sertleşip bir yumuşamasını keyifle hissediyordum. Saçlarının dalgalanışı, memelerinin sallanışı güzel bir film izliyormuşum hissi veriyordu bana. “Karın da böyle yapıyor mu!” diye sordu ellerini göğsüme atarken. “Ha, yeğenim de böyle zevk veriyor mu!” diye sordu dudaklarını emerek. “Senin gibi değil!” dedim memelerini kavrayarak. “Veremez tabii, benim gibisini bulamazsın!” dedi başını yukarı kaldırırken.

“Ahhh, ımmm, uhhhh, ohhhh, ığhhh!” sesleri birbirine karışıyordu Hanımağa’nın. Omuzlarından bastırdım ve kendime yaklaştırdım, götü havaya kalkmıştı. Dizlerimden büktüm bacaklarımı ve kendime çektim, alttan amına pompalamaya başladım. Hanımağa üstümde zıplıyordu şimdi. “Şop şop şop şop!” sesleri yankılanıyordu odada. Memeleri göğsümün üzerinde bir sağa bir sola gidip geliyor, saçları yüzümü kaplıyordu. Sıcak nefesi yüzümü yakıyordu yine.

“Sikk, ohhh, sikkk, ohhh, sikkk!” sesleri ağzından istemsizce çıkıyordu. Bir süre devam ettim pompalamaya ama bu şekilde sürdürmek istemiyordum. Ondan kalkmasını istedim. İstemeye istemeye kalktı üzerimden. Yarağım kızarmış ve şişmişti.

“Yan yat şöyle!” dediğimde sol yanı üzerinde yattı. Arkasında yerimi aldım hemen. Elini atıp sağ bacağını kaldırdı havaya. Yarağımı tutup arkadan götüne sürttüm önce, Hanımağa yan gözle bakarken bu kez de amının dudaklarına değdirdim kafasını. Belimi oynatıp bastırdım yarağımı, amının içine hafifçe girdi. Birkaç kez git gel yaptığımda amına daha da girdi yarağım, son kez yüklendiğimde ise “ahhh!” diye bir ses çıkardı. Köküne kadar girmişti içine.

Bu şekilde sikmeye başladım. Havadaki bacağı sallanıyordu. Ben de dizinin altından tutarak destek veriyordum. Derken elini çekti bacağından ve amına attı, amını ovalamaya başladı. Yarağımın gitgelleri arasında parmaklarını hissediyordum. Belimi ve götümü oynatıyordum yılan gibi, yarağım girip çıkıyordu amına. Dolgun göt yanaklarına çarpan kasıklarımdan yine sesler geliyordu. Memeleri çılgınca sallanıyordu.

Birkaç kez amının içinde bekledim. Boşalmamak için kendimi tutuyordum. Götünün de tadına bakmak istiyordum ama sabredebilecek miydim bilmiyordum. Sol elimi altından soktum ve biraz daha kendime çektim böylece. Alttan amına pompaladıkça Hanımağa dünkünden daha ateşli ve yoğun zevk çığlıkları atmaya başladı. Amındaki elini çekti ve iki eliyle yataktan destek almaya başladı akabinde.

Boşalmaya yaklaşıyordum git gide. O yüzden son kez amından çıktım. Elinden tutup salona götürdüm. Hanımağa nasıl olacağını merak ediyordu. Çekyata oturdum, onu da kucağıma oturttum. Kavradığı yarağımı bir çırpıda amına soktu. Dizlerini koydu çekyata ve götünü kaldırıp indirmeye başladı hızla. Her inip kalkmasıyla yarağım boydan boya amına girip çıkıyordu.

Memelerini emerken iki elimi götüne attım. Sağ orta parmağımı bir çırpıda soktum götüne ve bastırdım. Hanımağa üzerimde zıplıyordu, ellerini çekyatın arkasına atmıştı. Şehvetten gözü dönmüş bir halde inliyordu. Saçları havada savruluyordu, memeleri bir aşağı bir yukarı zıplıyordu vücudu gibi.

Sonunda parmağım dibine kadar götüne girdiğinde başımı iki elinin arasına aldı yine ve dudaklarımı kanatırcasına emdi. Zıplamaya devam ediyordu. Bu arada eski çekyatın içinde bir şeyler sürekli yer değiştiriyor, çarpıyor, oynuyor ve ses çıkartıyordu. “Takır tukur!” sesler birbirine karışıyor ve sikişmemizin seslerini bastırıyordu.

Sonunda ikimizin de iniltileri arasında amına boşaldım. Dün akşamdan sonra ikinci kez amına akıttım döllerimi. Ellerimi götünden çektim, beline attım ve kendime bastırdım, dudaklarını, dilini emdim uzun uzun. Hanımağa da zevk almıştı, kendini kaybetmiş gibi tiz iniltiler çıkarıyor, gözleri bir açılıp bir kapanıyordu. Üzerimdeki zıplamaları yavaş yavaş azaldı ve sonunda durdu.

Yarağım amında olduğu halde öylece kaldık. İkimiz de yorulmuştuk, bir şey diyecek enerjimiz kalmamıştı. Yanaklarımızı, dudaklarımızı öptük, emdik bir süre. Sonunda Hanımağa doğrulup kalktı. Döllerden ıslanan yarağımı tuttu ve sıvazladı bir süre. Ardından da “Çok güzeldi, teşekkür ederim!” diyerek banyoya geçti. O yıkanırken ben olduğum yerde kaldım. Birkaç derin nefes aldım.

“Bu altta oynayanlar ne böyle!” dedim ve çekyatı açtım. Gördüklerim karşısında ağzım açık kaldı. Çünkü çekyatın altı cephanelik gibiydi. Altı tane farklı model tabancayla bir tane pompalı tüfek, iki tane de kalaşnikofa benzeyen makineli tüfek vardı. Ayrıca kutular içerisinde mermiler, fişekler vardı epeyce. Bunun haricinde birkaç tane rambo bıçağı vardı kınında saklı. Bir poşetin içi bir sürü senetle doluydu. Senetler eski tarihlere aitti. Kocasının tefecilik yaptığı dönemden kalmaydı muhtemelen. Belki de insanlara zorla imzalatılmıştı bunlar. Eski model kapaklı ve tuşlu cep telefonlarından da bolca vardı. Az önce doya doya siktiğim kadının farklı ama aslında gerçek yüzü bu çekyatın içindekilerdi.

Merak edip pompalı tüfeği aldım. Kurcalarken birden Hanımağa’nın gök gürültüsüne benzeyen sesiyle irkildim. “Geri zekalı mısın, koy onu yerine!” dedi hiddetle. Beyaz havlu vardı üzerinde. “Tamam, ne bağırıyorsun!” dedim tepki göstererek. Tüfeği yerine koyarken “Geri zekalı, içi dolu olabilir, manyak mısın sen!” dedi öfkeyle. “Bunlar ne böyle Allah aşkına!” diye sordum. “Neyse ne, sana ne!” dedi kızarak. Elindeki diğer havluyla saçını kuruluyordu bunu söylerken.

Ancak sonra “Kumarhaneyi bastıkları bir ara buraya getirtmiştim!” dedi. Ardından tabancaların her birini kontrol etti. Usta bir silah uzmanı gibi her birinin şarjörünü çıkarıp taktı, namlu içinde mermi kalıp kalmadığına baktı. “Burda kala kala eskiyecekler, bunları götürmek lazım!” dedi. Ardından da yan odadaki çekyatı işaret ederek “Onun altında da var!” dedi.

O odaya geçtim ve pencerenin altındaki çekyatı çektim. Ancak çekyat çok ağırdı. Hatta altı çökmüş yere değiyordu. Zor bela çekip kaldırıp açtım. Bunun altı daha da beterdi. Onlarca farklı model tabanca, bıçaklar, pompalı ve makineli tüfekler vardı. “Bunları götürelim, yoksa burada harap olacaklar!” dediğinde yüzüne bakıp “Sen ciddi misin!” diye sordum. Böyle bir işe bulaşmak istemiyordum.

“Yolda polis çevirirse ikimizin de anasını sikerler!” dediğimde “Hiçbir bok olmaz, korkma!” dedi. Yatak odasına geçip dolaptan birkaç tane bavul ve büyük çanta aldı. “Bunların içinde getirmiştim, gene bunlara koyarız!” diyerek tabanca ve tüfekleri yerleştirmeye başladı. Mecburen ben de ona yardım ettim.

Her iki çekyatın altını temizleyip bavul ve çantalara zor bela doldurduk. İki bavul iki de çanta ağzına kadar dolmuştu. Mermi ve fişeklerin bir kısmını da Hanımağa plaj çantasına koymak zorunda kaldı.

İşimiz bittiği vakit, “Hadi sen de yıkan, çıkalım!” dedi. Duşakabine girip yıkandım. Keyifle siktiğim kadının bir de bu yüzü vardı. Gülü seven dikenine katlanacaktı artık, yapacak bir şey yoktu.

Giyinip hazırlandım, Hanımağa çoktan hazırdı, beni bekliyordu. Buzdolabında kalanları bir torbaya koydum. Pencereleri, sigortaları kapadım. Son kontrolleri yaptıktan sonra çantaları alıp dışarı çıkardım. Kapıyı kilitledim.

Hanımağa plaj çantasıyla arabaya geçerken ben bavul ve çantaları dört seferde taşıdım. Birileri görüp de “Hop, ne taşıyorsun öyle!” diyecek diye çok korkuyordum. Oysa Hanımağa çok rahattı. Sanki içlerinde piknik için yiyecek içecek götürüyormuşuz gibi davranıyordu. Bagaja sığmayanları arka koltuğun önüne koydum, çöpü attım. O an Hanımağa’nın yanındaki adamlarından biri gibiydim. Ter içinde kalmıştım.

Hanımağa “Burda yaşananlar burda kalacak ona göre, benim adamlardan birine bir şey çaktırırsan seni gebertirim. Sorarlarsa karımın Yumurtalık’ta dedesinden kalma tarlaya bakmaya gittik dersin. Gerisini ben hallederim, sakın başka bir şey deme onlara. Ha, bu silahları da bir süre senin evinde saklamam gerek, uygun bir zamanda senden alırım!” dedi.

İtiraz edecek durumum yoktu artık. “İyi, tamam!” dedim. “İnşallah yolda çevirme olmaz!” dediğimde “Olmaz, olsa da bana bırak, korkmana gerek yok bu kadar, azıcık erkek ol!” dedi kahkahayla. Sonra da evdeki hizmetçisini aradı. “Ben geliyorum damadımla beraber. Güzel bir kahvaltı sofrası hazırlayın, kuş sütü yoksa onu da bulup koyun!” dedi kadına emreden bir komutan gibi.

Arabayı çalıştırdım. Adana’ya doğru yol aldık…